“Bilimsel yetkinlik ile ahlaki muhakeme birlikte gelişmelidir”
Üsküp’te düzenlenen 8. Uluslararası Çevre ve Ahlak Sempozyumu’nda konuşan Rektörümüz Prof. Dr. Eyüp Debik, yapay zekanın çevreye sunduğu imkanlarla birlikte enerji ve kaynak ihtiyacının da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Debik, “Kendi başarımızı ölçerken başkalarının uğradığı kayıpları görmezden gelemeyiz.” dedi.
Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp, 22-23 Ekim 2026 tarihlerinde “Yapay Zeka Çağında Çevre ve Ahlak” temalı 8. Uluslararası Çevre ve Ahlak Sempozyumu’na (ISEM 2026) ev sahipliği yaptı. Uluslararası Balkan Üniversitesinde gerçekleştirilen sempozyumun açılışında konuşan Rektörümüz Prof. Dr. Eyüp Debik, teknolojik gelişmelerin hangi amaçlara hizmet ettiğinin ve çevresel maliyetlerinin kimler tarafından üstlenildiğinin sorgulanması gerektiğini belirtti.
Çevre Vakfı tarafından düzenlenen sempozyum, Yıldız Teknik Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, ÇEKUD ve Akademik Platformun paydaşlığında gerçekleştirildi. Akademisyenleri ve araştırmacıları bir araya getiren programda, yapay zekanın çevre üzerindeki etkileri ve bu teknolojilerin kullanımında gözetilmesi gereken ahlaki sorumluluklar ele alındı.
“İnsan onuru olmadan çevre ahlakından söz edilemez”
Konuşmasına Üsküp’ün ortak tarih ve hafızadaki yerine değinerek başlayan Rektörümüz Prof. Dr. Eyüp Debik, gelecek nesillere karşı sorumluluğun bu şehirde ele alınmasını anlamlı bulduğunu söyledi. Çevre meselelerinin insan onurundan ve yaşam hakkından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Debik, Gazze’de yaşananlara ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“İsrail’in sistematik yıkımı çocukların, öğrencilerin ve bilim insanlarının hayatına mal olmuştur. Okullar, üniversiteler, camiler ve hastaneler de bu yıkımın hedefi olmuştur. Yaşananlar bir insani felakettir. Aynı zamanda bir toplumun hafızasını ve geleceğini silme girişimidir.”
Gazze’deki şehitleri rahmetle anan ve Filistin halkıyla dayanışma mesajı veren Debik, “Suyu, toprağı ve bütün canlıları savunurken bir halkın yaşamını sürdürme imkanları yok edildiğinde de sesimizi yükseltmeliyiz. İnsan onuru olmadan çevre ahlakından söz edilemez.” dedi.
Üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğunun teknik analizlerin ötesine uzandığını belirten Debik, “Bilim ve teknoloji, adaletten ve insan hayatından koptuğunda anlamını yitirir.” ifadelerini kullandı. Debik, “Sessizlik, tarafsızlık değildir. Vicdandan yoksun bilgi eksiktir. Doğayı koruyanlar insan hayatını da korumalıdır.” diye konuştu.
“Ahlaki muhakememiz de aynı hızla gelişiyor mu?”
YTÜ’nün bir asrı aşan bilgi ve tecrübesiyle sempozyuma destek vermekten gurur duyduğunu ifade eden Debik, Üniversitemizin 2026 UI GreenMetric sıralamasında dünyada 45’inci, Türkiye’de 2’nci sırada yer aldığını hatırlattı.
Rektörlük görevinin yanı sıra ÇEKUD Yönetim Kurulu Başkanı ve Çevre Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak da çevre alanında çalışmalar yürüttüğünü belirten Debik, bu görevler arasındaki ilişkiyi şöyle anlattı:
“Üniversitede eğitim ve araştırma yoluyla bilgi üretiyoruz. Sivil toplum aracılığıyla bu bilgiyi farkındalığa ve eyleme dönüştürüyoruz. Vakıf çatısı altında ise bu sorumluluğu kalıcı kılmak için çalışıyoruz.”
Çevre ve Ahlak sempozyumlarının 2013 yılında Gaziantep’te başlayan yolculuğuna değinen Debik, bu yılın temasının önemli bir soruyu gündeme getirdiğini söyledi. “Teknoloji ve yenilikler gücümüzü artırıyor. Peki, ahlaki muhakememiz de aynı hızla gelişiyor mu?” diyen Debik, ihtiyaç ve tüketim tercihlerinin çevre üzerindeki etkilerinin yapay zekayla daha da büyüdüğüne dikkat çekti.
“Zarar büyümeden harekete geçme fırsatı sunuyor”
Yapay zekanın doğal kaynakların korunmasında sunduğu imkanları değerlendiren Debik, tarımda kullanılan akıllı sulama sistemlerinin ürün verimini korurken su tüketimini azaltmaya yardımcı olabildiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Çevre Programının metan salımlarını tespit etmek ve azaltılmasına yönelik çalışmaları desteklemek için yapay zeka ve uydu verilerinden yararlandığını da aktardı.
Bir çevre mühendisi olarak bu uygulamaları özellikle değerli bulduğunu söyleyen Debik, “Mesleğimizde çevresel zararı çoğu zaman meydana geldikten sonra tespit ediyoruz. Yapay zeka bize riskleri daha erken belirleme, daha doğru kararlar alma ve zarar büyümeden harekete geçme fırsatı sunuyor.” dedi.
“Yapay zeka da yeryüzünün kaynaklarına bağımlıdır”
Yapay zekanın çevresel maliyetlerinin de hesaba katılması gerektiğini vurgulayan Debik, bu sistemlerin elektrik, su ve fiziksel altyapıya ihtiyaç duyduğunu hatırlattı. Uluslararası Enerji Ajansının öngörüsüne atıfta bulunarak yapay zekayı destekleyenler de dahil olmak üzere veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030 yılına kadar yaklaşık iki katına çıkmasının beklendiğini belirtti.
“Her bilgisayar çipinin arkasında yoğun üretim süreçleri ve sınırlı doğal kaynaklar bulunuyor. Yapay zeka da yeryüzünün kaynaklarına bağımlıdır.” diyen Debik, işlem başına sağlanan tasarrufun toplam tüketimi azaltmayı garanti etmediğini söyledi.
Debik, şirketlerin çevresel iddialarının değerlendirilmesinde de bu ayrımın gözetilmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Verimliliğin artması her zaman çevresel zararın azalması anlamına gelmez. Tek tek işlemler daha az enerji tüketse bile talep arttıkça toplam tüketim yükselebilir. Bu nedenle şirketler karbon nötr olduklarını iddia ettiğinde, hangi salımların gerçekten azaltıldığını ve hangi çevresel maliyetlerin hesaplamanın dışında bırakıldığını sorgulamalıyız. Aksi halde bu iddialar yeşil aklamaya dönüşme riski taşır.”
“Bir hesaplama doğru olabilir. Ancak o hesaplamanın dayandığı amaç haklı olmayabilir”
Yapay zeka alanındaki sorumluluğun, sistemler için belirlenen hedeflerle başladığını ifade eden Debik, bir nehir havzasındaki su kaynaklarını yöneten model üzerinden örnek verdi. Modelin ekonomik getiriyi artırmaya odaklanabileceğini belirten Debik, insanların temel su ihtiyacının, çiftçilerin geçim kaynaklarının ve ekosistem sağlığının da hedeflere dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
“Sonuçlar, belirlediğimiz öncelikleri yansıtacaktır.” diyen Debik, “Bir hesaplama doğru olabilir. Ancak o hesaplamanın dayandığı amaç haklı olmayabilir.” ifadelerini kullandı.
Teknolojik hesaplamaların her değeri karşılayamayacağına dikkat çeken Debik, “Teknoloji, bir ağacın ne kadar karbon depoladığını hesaplamamıza yardımcı olabilir. Peki, o ağacın bir mahallenin hafızasındaki yerini nasıl ölçeriz? Gölgesinde yaşanan hayatı nasıl ölçeriz? Değer taşıyan her şey sayılarla ifade edilemez.” diye konuştu.
Teknolojinin faydalarından yararlanan topluluklarla çevresel maliyetlerini üstlenen toplulukların her zaman aynı olmadığını belirten Debik, “Kendi başarımızı ölçerken başkalarının uğradığı kayıpları görmezden gelemeyiz. ‘Model böyle önerdi.’ diyerek sorumluluktan da kaçamayız.” dedi.
Çevre ahlakında emanet, itidal ve adalet vurgusu
Medeniyet mirasımızın çevre meselelerinde yol gösterici üç ilke sunduğunu belirten Debik, emanet, itidal ve adalet kavramlarını öne çıkardı. Emanetin kaynakları sorumlulukla kullanmayı, itidalin ihtiyaçlarla yeryüzünün sınırları arasında denge kurmayı, adaletin ise sesi duyulmayanların haklarını gözetmeyi gerektirdiğini söyledi.
“Gelecek nesillerin bugünkü karar masalarında bir yeri yok. Diğer canlılar, yaşam alanları yok olurken kendi haklarını savunamıyor.” diyen Debik, “Onların bugününü de geleceğini de gözetmek bizim sorumluluğumuzdur. Çevre ahlakı, bu sorumluluğun farkına varmak ve onu üstlenmektir.” ifadelerini kullandı.
“Bilgimiz arttıkça özenimiz de artmalı”
Üniversitelerin bu sorumluluğun geliştirilmesinde önemli bir görevi bulunduğunu vurgulayan Debik, mühendisliğin felsefeyle, çevre bilimlerinin hukukla buluşturulması gerektiğini söyledi. YTÜ’nün eğitim ve araştırma yaklaşımını şu sözlerle anlattı:
“Yıldız Teknik Üniversitesinde bilimsel başarının akademik niteliğiyle birlikte insan hayatına ve doğaya katkısı üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Öğrencilerimiz sistem tasarlamayı ve geliştirmeyi öğrenirken bu sistemlerin kimlerin hayatını etkileyeceğini de düşünmelidir.”
“Bilimsel yetkinlik ile ahlaki muhakeme birlikte gelişmelidir.” diyen Debik, sempozyumda sunulan araştırmaların ve yapılan tartışmaların bu ilkeleri somut adımlara dönüştürmeye katkı sunmasını diledi.
Debik, “Bilgimiz arttıkça özenimiz de artmalı. Gücümüz arttıkça sorumluluğumuz da artmalı.” sözleriyle mesajını vurgulayarak ev sahibi Uluslararası Balkan Üniversitesine, Çevre Vakfına, paydaş kurumlara, düzenleme ve bilim kurullarına ve araştırmacılara teşekkür etti.