TÜRKİYE ve DİĞER ÜLKELERDE TRAFİK

(Meral TAMER – Milliyet Tüketici köşesinden derlenmiştir.)

ABD'de trafik cezası alana yeniden kurs

       Houston'da sadece trafik kazası yapan değil, trafik kurallarını çiğneyen de 3 - 4 kat daha yüksek trafik sigorta pirimi ödemek zorunda bırakılıyor.
       ABD'de zorunlu trafik sigortası primlerinin kaza yapılması halinde önemli ölçüde arttığını, geçtiğimiz günlerde bir okurumuzun kaleminden aktarmıştık. Houston'dan yazan kalp ve damar cerrahisi uzmanı Dr. Cüneyt Konuralp, e - posta mesajında daha da nüanslı bir noktanın altını çiziyor. Konuralp'in belirttiğine göre kaza olmasa da trafikte kural çiğnediği için ceza yiyen sürücünün trafik sigortası primine de otomatikman zam geliyormuş:
       "Trafik ve tam kasko fiyatları, risk faktörlerinden astronomik düzeyde etkileniyor. Hiç kaza yapmamanız ve park cezaları hariç 3'ten fazla ceza yememeniz gerekiyor.
       Eğer sicilinize 3'ten fazla trafik cezası geçtiyse, bazen 2 - 3 kat fazla trafik sigorta primi ödemek zorunda kalabiliyorsunuz. Bedeli ne olursa olsun, trafiksigortasını yaptırmak zorundasınız. Yaptırmazsanız hem ağır para cezası, hem de hapis var işin ucunda. Bir süre sonra da ehliyetiniz süresiz olarak iptal edilebiliyor.
       Bazı araba kiralama firmaları ya da vasıta kullanmak için şoför arayanlar da sizin sürücülük kayıtlarınızı isteyebiliyorlar. Bu yüzden arabayı normalden daha fazla ücretle kiralamak zorunda kalabiliyorsunuz. Ya da başvurduğunuz işte patron sizi refüze edebilir. Geri çevirmeyip işe alsa bile mutlaka daha düşük ücret öder. Yani hayatınızı bir çok yönden etkileyen bir durum.
       Önemli bir uygulama daha var: "Sürücü savunma kursu". Eğer son 1.5 yıl içinde bu kursu almamışsanız, size bir şans veriyorlar. Gerçekten profesyonelce hazırlanmış, çok eğitici ve trafik kurallarını bıktırıncaya kadar kafanıza sokan 6 - 8 saatlik bir kurs bu.
       Bu ne işe yarıyor? Birincisi kursu almanıza sebep olan trafik suçunu sicilinizden siliyorlar. Ayrıca bulunduğunuz eyaletin yasalarına ve suçunuza göre ödemeniz gereken para cezasının tümünü veya bir kısmını düşebiliyorlar.
       İkincisi kaskoda yüzde 5 - 10 indirim yapılıyor. Hatta sırf bu indirim için bu kursu alanlar var. Bu sistemin Türkiye'de uygulanması bana imkansız gelmiyor. Yapılabilir. Yeter ki yetkililer bu işi gerçekten, ama gerçekten istesinler ve araştırıp kafa yorsunlar."

İskoçya'da kırmızıda geçene tutuklama

       Kampanyamıza İskoçya'dan e - posta mesajıyla katılan Şahin Lim, yüksek para cezaları ve sigorta primlerinin, kazaları önlemede etkili olduğu görüşünde:
       "Ekonomik kalkınma, milyarlarca dolar para ve emek ister. Ama trafiği düzene sokmak, hemen hemen masrafsız denecek kadar kolaydır.
       Burada kırmızı ışıkta geçen, gece 3'te de olsa, cadde bomboş da olsa tevkif edilir. Karakolda tutulur, mahkemeye verilir. 400 pound para cezasından sonra ehliyetine puan düşülür ve sabıka kaydına işlenir. İçkili otomobil kullanan, İskoçya'da yine mahkemeye verilir, para ve hapis cezası alır.
       Beğenmediğimiz Suudi Arabistan'da kırmızı ışıkta geçen 3 gün hapsedilir. Bu üç gün içinde bütün randevuları ve işleri altüst olur. Ama öte yandan da trafik kazalarında yaralanan ve ölen sayısı yok denecek kadar azdır.
       Halbuki ben Türkiye'deyken yayalara yeşil ışık yandığı zaman bile sağa sola bakmadan karşıya geçmedim. Çünkü biliyorum ki, hayvanın biri çarpıp dizimi parçalasa, en fazla 1 ay yatar. Ben de hayat boyu koltuk değneğiyle dolaşırım.
       Buna karşılık İskoçya'da sigorta şirketi hasara göre 100 bin sterline kadar tazminat ödemek durumunda kalabildiği için, kaza yapan sürücüleri hemen kara listeye alır. Ve o kişinin otomobili, normal tarifenin 3 - 5 katı bedelle sigorta edilir."

Batı'da öncelik her zaman yayanın

       "Köşenizde çıkan yazılardan, ABD'deki trafiğin düzenli işleyişinin, sadece buradaki kuralların çok etkili olmasına bağlandığı gibi bir izlenim edindim. Oysa bana göre trafiğin düzenli işlemesi, sadece insan kalitesiyle ilgili bir husus. Hiç araç ve insan olmayan bir kavşaktaki "dur" işaretinde tamamen durulup, yeniden kalkılmasi -yavaşlama değil- örneğinde olduğu gibi.
       Ben Amerika'ya ilk geldiğimde bazen dolaşmaktan yorulup, şimdi ne yapayım diye cadde kenarımda durduğumda, beni karşıya geçecek zanneden arabalar, durup yol verirlerdi. Bir de Türkiye'de bir yerde karşıdan karşıya geçmeye çalıştığınızı düşünün! Bana kalırsa durum çok ve de çok ümitsiz gözüküyor.
       Saygılarımla...
       İrfan Soykan - Kansas City

       "Bütün uygar ülkelerde öncelik yayaların olduğu halde maalesef ülkemizde yaya hakları diye bir kavram yokmuş gibi davranılıyor.
       Bırakın yaya geçitlerinde arabaların durmasını, Ankara'da ışıklı kavşaklarda yayaların geçmesi için ayrılan bantlar bile araçlar tarafından işgal edilmekte.
       Yayalar adeta cambazlık yaparak araçların aralarından geçmek zorunda kalıyor. Özellikle yaşlılar ve çocuklar mağdur oluyor.
       Bu durumu İçişleri Bakanlığı'na defalarca bildirmeme rağmen hiçbir gelişme olmaması da beni üzüyor."
       F.M. Yücel - Ankara


ABD trafiğinde ince düşünülmüş uygulamalar

       3 yıldır ABD'de yaşadığını belirten Korkut Eşrefoğlu, e - posta mesajında Massachusets'teki bazı uygulamaları, hangi mantıkla devreye konulduklarını da belirterek aktarıyor:
       * "Öncelik yaya için de sürücü için de önce gelenindir. Kavşakta her iki taraf da durur. Sonra, diğeri beklerken önce gelen geçer. Bu yasal bir zorunluluk ve cezası da çok yüksek.
       * Araçların çoğunun otomatik vitesli oluşunun temelinde yatan unsur güvenlik. Çünkü beyninizi farklı şeyleri aynı anda yapmaya zorlamıyorsunuz. Debriyaj ve vitesin olmadığı bir ortamda çevrenizde olup bitenlere ne kadar daha fazla konsantre olabileceğinizi siz düşünün.
       * Gündüzleri hemen hemen herkes farlarını açık tutar. Farlarınız açıkken akünüz biter mi? Bitmez, ama gelin bizimkilere anlatın. Zifiri karanlık olmadan ışıklar yakılmaz.
       * Park lambası gece herhangi bir nedenden ötürü yol kenarına park etmek zorunda olduğunuzda, dörtlü flaşörlerinizle kullanmanız gereken bir şeydir ki, karşı yönden gelen sizi ilerliyor zannedip panik olmasın. Massachusets'te park lambası açıkken ilerlemeniz yasaktır.
       * Trafik ışıkları 30 - 35 mil hızla gittiğinizde hep yeşildir. Bu nedenle yeşili yakalamak için Türkiye'deki gibi sürekli daha hızlı gitmek zorunda kalmazsınız.
       * Sarı ışık, kırmızıdan yeşile geçerken çok kısa yanar söner. Tersi durumunda ise 3 - 4 saniye bekler. Böylece 2 taraf da sarıda geçerse -ki geçmez!- çarpışma olaslığı en aza iner.
       * Bir noktada "göbek" varsa, göbeğe giren araç girecekler tarafından beklenir. Bu kural bir levhayla hatırlatılır."

"Türkiye'de trafik, 7 kocalı Hürmüz gibi"

       İstanbul'dan faks çeken İhsan Akpınar, uzun yıllar Avusturya'da trafik konusunda bilirkişi olarak görev yapmış. Avrupa ülkelerinden birindeki sistemi yakından bilen biri olarak, öncelikle Türkiye'de trafiğin çok başlı olmasının sakıncalarına değiniyor:
       "Yapılacak ilk iş, bir Trafik Bakanlığı'nın ve buna bağlı bir trafik teşkilatının kurulması. Donanımlı, işinin ehli trafik polisleri yetiştirilmeli.
       Türkiye'de trafik 7 kocalı Hürmüz gibi. İçişleri Bakanlığı'dan Karayolları ve Milli Eğitim Bakanlığı'na kadar pek çok kurum trafikle sözde ilgili. Yetki, konunun uzmanı tek elde toplanmalı.
       Ehliyet sürecinde sınav ve ders düzeninin tamamen değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Trafik dersleri doğru insanlar tarafından verilmeli, sınavlar da Avrupa'daki normlar esas alınarak yapılmalı. İlkokul öğretmenlerinin sınav yapması uygun değil.
       Sorun, cezaların artırılmasıyla değil, yasal düzenlemenin yeniden yapılmasıyla çözülür.
       Çok açık ve net söylüyorum. Bu ülkede trafik kazalarının devam etmesini, insanların ölmesini isteyen birileri var. Türkiye Cumhuriyeti bana yetki versin, bu kazaları 1 yılda yüzde 20, ikinci yılda yüzde 50 aşağı çekerek 3. yılda Avrupa düzeyine indirebilirim.
       Eğer bunu yapamazsam, Taksim Meydanı'na idam sehpası kurup, beni assınlar."

 

"İş, ehliyette değil, trafik polisinde"

       ABD'den e - posta gönderen Nedim Albayrak, ehliyet almanın Amerika'da belki Türkiye'den daha kolay olduğunu, buna karşılık polisin trafikte kural ihlal edenlerin gözünün yaşına bakmadığını belirtiyor:
       "Amerika'da da sınav 5 - 10 dakika kadar sürer ve bu işi bir polis yapar. Yanınıza oturur ve size sadece nereye gideceğinizi söyler. Siz trafik kuralları neyse uyarak gidersiniz. Bu iş trafiğe açık yollarda yapılır. Ve açık söyleyeyim, Amerika'da ehliyet almak, Türkiye'dekinden 100 defa kolay. Laf olsun diye bir de 20 sorulu yazılı sınav alırsınız.
       Yani esas mesele ehliyeti vermek değil. Çünkü yola çıkınca polis gözünüzün yaşına bakmaz. En küçük hatanızda 100 - 200 dolar ceza ödersiniz.
       İkinci seferinde mahkemeye gidersiniz. Saatlerce bekletirler ki, aklınız başınıza gelsin. Bir sürü para ödetirler ki, bir daha yapmayasın. Üstüne üstlük mahkeme parası da size aittir. Bir 500 dolar da orada ödediniz mi, bir daha hız sınırını da aşmazsınız, kırmızı ışıkta da geçmezsiniz."

 

"Cumhurbaşkanı, özel arabasını kullanırken emniyet kemerini takmadığı için para ve puan cezasına çarptırıldı."
       Okurumuz Atilla Tekesin, taa Avustralya'dan trafik kampanyamıza katılıyor. Gönderdiği elektronik posta mesajında Brisbane yöresinde taksi şoförlüğü yaptığını belirttikten sonra yetkili mercilerin trafik kurallarıyla ilgili ciddiyeti konusunda dudak ısırtacak örnekler veriyor. -Örneğin emniyet kemeri takmayan Cumhurbaşkanı'na para cezası kesilmesi ve Cumhurbaşkanı'nın da bunu itirazsız ödemesi gibi...
       Okurumuza ilgisinden dolayı teşekkür ediyor ve mektubuna özetle yer veriyoruz:
       "Trafik canavarı aslında bizleriz" yazınızı okudum. Çok hoşuma gitti. Ama bence Türkiye'deki önlemler yetersiz. Avustralya'da taksi şoförlüğü yapıyorum. Cumhurbaşkanı özel arabasını kullanırken emniyet kemerini takmadığı için para ve puan cezasına çarptırıldı.
       Diyeceğim, burada verilen cezalar olumlu etki yapıyor. Bir de her üç yılda bir sağlık testine tabii tutuluyoruz. Fiziksel ve zihinsel yönden olumlu sonuç alınmazsa ehliyetiniz alıkonuluyor ve size yeniden verilmesi için tedavi olmanız gerekiyor. Tedaviniz olumlu sonuç vermezse, araba sürmeniz hayal..."

 

Kanada'da trafik polisi grev yapınca ne oldu?

       Kanada'da trafik polisleri, maaşlarına ek olarak her ay prim de alıyorlar. Gelirlerinin yaklaşık yüzde 30'u, kestikleri cezalardan geliyor. Cezalar polise verilmeyip banka şubelerine yatırılıyor.
       32 yıldır Kanada'da yaşayan okurumuz Turgay Dinçoy, iş yaşamının büyük kısmını otomotiv sektöründe geçirmiş. Görevi gereği hala sık sık Uzakdoğu, Kuzey Afrika, ABD ve İngiltere'ye gidiyor. Dünyanın bu farklı bölge ve kültürlerinde trafik düzeni her zaman ilgisini çekmiş. E - posta mesajında hem oralardaki uygulamayı ve hem de ilginç bir grev vakasını aktarıyor:
       "Trafik, aslında dünyanın hemen hemen her yerinde önemli bir problem. Şu farkla: İleri ülkelerde problemlere çare aranıp bulunuyor ve hemen uygulanıyor. Geri ülkelerde ise, herkes problemleri konuşuyor ama hiçbir önlem alınmıyor.
       Malezya'da, Endonezya'da trafik kurallarına uymamak, trafik ışıklarına aldırmamak, kültürlerinin bir parçası sayılıyor. Polisler araçları trafik kontrolu için durdurup, aldıkları rüşvetle düşük maaşlarını takviye ediyorlar. Bu kimseyi rahatsız etmiyor.
       Amerika, Kanada ve İngiltere'de de trafik kurallarına uymayanlar ve rüşvet alan polis var, ama bunlar azınlıkta. Çoğunluk bunları ayıplıyor, polis kendi içindeki kötüleri ayıklamak için çaba harcıyor.
       Kanada'da sürücü her an kontrol edildiğini hisseder. Gecenin geç saatlerinde ıssız bir yolda giderken bile bu histen kurtulamaz. Polisin yolu kesip ehliyet kontrolu yapması gibi bir uygulama pek yok. Polis araçları trafiğe karışıp gidiyorlar. Sürücüler hata yaptıkları zaman durduruyor ve ceza makbuzu kesiyorlar. Ceza banka şubelerine yatırılıyor. Eğer ödenmemiş birkaç cezanız varsa, hem arabanıza el konulabilir hem de hapsi boylayabilirsiniz.
       Bu arada polisin gelirinin yüzde 30'u kestiği cezanın priminden geliyor.
       Sanırım 7 - 8 yıl oldu. Montreal polisi bir gün için yasa dışı greve gitti. Siz trafik kurallarına harfi harfine uyan Montreallileri o gece görmeliydiniz. Kent halkı cinnet getirdi. Trafik bir anda arap saçına döndü. Ölenler ve yaralananlar oldu. Hükümet grevi durdurmak için acele bir yasa çıkarmak girişimindeydi ki, polisler kendiliklerinden işlerinin başına döndüler. Montreal'de de hayat normale döndü."

 

"Sürücü kimliği almak, bu kadar kolay olmamalı"

       "1966 senesinde ehliyetimi 4 sınavda ve 7 ayda alabilmiştim. Ne var ki, hem kızım hem de oğlum sürücü kurslarından ilk girişlerinde ehliyet sahibi oldular. Çocuklarıma "sınavlarda kalan var mı?" diye sorduğumda 40 - 50 kişiden 1 kişinin yazılı sınavı geçemediğini söylediler. Sürücü kimliği bu kadar kolay verilmemeli diyorum.
       Çocuklarımı ehliyet aldıktan sonra yaklaşık 1 ay yanlarında oturup, tenha yerlerde çalıştırdım da ancak trafiğe çıkabildiler.
       Sürücü kursları ticari kuruluşlar. Kursiyer başarısız olursa, kurs için olumsuz propaganda olur korkusuyla herkese kısa yoldan ehliyet verliyor.
       Önerim, önce kursa gidilsin ve gerçekten trafiğe çıkabilmeleri sağlanana kadar direksiyon çalışması yapılsın. Kurs sonunda da trafik polisi, karayolları yetkilisi ve Şoförler Cemiyeti'nden bir üyenin katılacağı heyet tarafından direksiyon sınavı yapılsın"
       Gündüz Şenkesen - İstanbul

:
       "Kuzey İrlanda, bu açıdan başarılı sayılan bir örnek. Kuzey İrlanda Çevre Bakanlığı 1989 yılında aldığı bir kararla, 2000 yılına kadar kazalarda ölen ya da yaralanan sayısını 1981 - 85 yılları ortalamasına kıyasla üçte bir azaltma hedefi belirlemiş. Ve toplumda kişi ve kuruluşların yaygın desteğini sağlayan çalışmalar sonucunda gerçekten de 1994'te ölümlü kazalarda yüzde 20, ağır yaralanmalarda ise yüzde 24 azalma kaydedilmiş."

Kuzey İrlanda nasıl başardı?

       Belki biz de işe önce kendimize böyle bir hedef saptamakla başlayabiliriz. Örneğin "önümüzdeki 5 yıl içinde trafikte ölüm oranlarını yarı yarıya düşüreceğiz" diyebiliriz.
       Aslında terör ve trafik konusunda Kuzey İrlanda'yla benzeşiyoruz. Yıllarca terörden çeken Kuzey İrlanda, meğer tıpkı bizde olduğu gibi siyasi şiddete verdiğinden daha fazla canı trafikte kaybediyormuş. 1994'te bu ülkede meydana gelen trafik kazalarında 157 kişi ölmüş, 12 bin kişi de yaralanmış. İngiltere, İskoçya ve Galler'de nüfusa göre bu oranlar çok daha düşükmüş.
       Sonunda hükümet 1995 - 98 yıllarını kapsayan bir planı yürürlüğe koymuş. Yukarda sözünü ettiğimiz düşüş özellikle şu önlemlerle sağlanmış:
       * Yol güvenliğinden sorumlu kuruluşların koordineli çalışması sağlanmış
       * Anaokullarından başlayarak tüm okullarda ve kütüphanelerde yol güvenliği eğitimi verecek her türlü araç bulundurulmuş ve bunlar sürekli güncelleştirilmiş
       * Yılda en az iki etkin trafik kampanyası düzenlenmiş
       * Öncelikler saptanmış ve şu konuların üzerine gidilmesi kararlaştırılmış:
       - Hız aşımı
       - Dikkatsiz sürüş
       - İçkili araba kullanma
       - Genç sürücüler
       - Yayalar
       - Çocuk güvenliği

Avustralya'da çarpıcı düşüş

       Dünyada en düşük trafikte ölüm oranlarından birine sahip olan Avustralya'nın Victoria Eyaleti'nde ise bu sayıyı daha da aşağı çekmenin yolları aranıyor. Ülke genelinde trafik kazalarında yılda yüzde 3 artış olurken, bu bölgede yalnızca geçtiğimiz yıl yüzde 13 azalma kaydedilmiş.
       1970'lerin başında yılda 1000'den fazla kişinin öldüğü bölgede 1994 yılında trafik kazalarında yaşamını yitirenlerin sayısı 378 kişiye düşmüş. Tabii burada dikkat çekici olan ölü sayısının her yıl biraz daha azalarak bu sayıya inmesi.
       Üzerinde en çok durulan önlemler ise şunlar:
       * Emniyet kemeri
       * Motosiklet ve bisiklet sürücüleri için kask zorunluluğu
       * Yollarda sürekli alkol kontrolü
       * Ağır vasıta sürücüleri için sıfır alkol zorunluluğu
       * Hız kameraları
       * Bazı trafik suçlarında otomatik ehliyet iptali
       Bu arada bölgede nüfusun ve araç sayısının sürekli arttığının ve turizm faaliyetlerinin de 1970'lerden beri önemli ölçüde geliştiğinin altını çizmek gerek.
O zaman bu rakamlar daha da anlam kazanıyor. Kısacası bu bir tesadüf değil. 2000 yılına kadar trafiğe 250 bin yeni araç ve yılda 100 bin yeni sürücü eklenmesi bekleniyormuş.


 

Yavaş giden kamyonlar, kazaya yolaçıyor
Avrupa'da kamyon şoförleri "canavar" değil. Çünkü 26 tonluk kamyona 40 ton yükleme yapmak gibi bir uygulama yok. Ayrıca bizde ton başına motor gücü 6PS'ken onlarda 10PS. 5 yaşın üzeri kamyon trafiğe çıkamaz. Bizde ise ortalama kamyon yaşı 14.

       Sağlık nedeniyle ara vermek zorunda kaldığım trafik kampanyamıza, kaldığımız yerden devam ediyoruz.
       Ben yokken masamda ve bilgisayarımda biriken e - posta, faks ve mektuplar arasında en ilginçlerinden biri, Renault Trucks Genel Müdür yardımcısı Doğan Sılay imzasını taşıyor.
       Sılay'ın kendi uzmanlık alanı olan kamyonlarla ilgili uyarıları, mutlaka yetkili merciler tarafından dikkate alınmalı.
       Kamyon şoförlerinin cehaleti, eğitimsizliği ve "canavarlığı", kamuoyunda yaygın kanıdır. Sılay ise kamyon şoförlerini suçlamadan önce, ülke gerçeklerini bizlere anımsatıyor. Avrupa standartlarından yarı yarıya daha düşük motor gücüne sahip oldukları halde, yine Avrupa standartlarının 2 katına varan ağır yükle yüklenen kamyonlarla trafiğe çıkıp, iyi şoförlük yapmanın pek de kolay olmadığına işaret ediyor. Kamyoncuların trafikle ilgili bazı yanlış bilgi ve alışkanlıkları da işin içine karışınca kazaların bir numaralı aktörleri haline geldiklerine dikkat çektiği yazısında özetle şöyle diyor:

Aşırı yükleme, milli sporumuz

       "Hatalı sollama trafik kazalarının en başta gelen nedenlerinden biri. Özellikle tek gidiş ve tek gelişli yollarda yavaş giden kamyonları sollarken kaza oluyor.
       Bu kamyonlar neden bu kadar yavaş gider? Aşırı yükleme, milli sporumuzdur da ondan.
       3 dingilli bir kamyonun azami yükü 20 tondur. Ama bizde Ford'lara 30, BMC'lere 35, Mercedes'lere 40 ton yüklemek standarttır. Aracın hızı, rampada 6/7 km'ye düşer.
       Ayrıca bizde kamyonların motor gücü çok düşüktür. Bu yüzden sürekli tam devirde çalışır ve bütün parçaları hızla yıpranır. Bakımsızlıktan bol bol kaza yapar.
       Avrupa'da 5 yaşın üzerindeki ağır vasıta trafiğe çıkamaz. Bizde ortalama kamyon yaşı 14'tür.
       Ne yapıp edip;
       1 - Aşırı yükleme sıkı şekilde denetlensin.
       2 - Yerli imal tüzüğüne motor gücü için en az "ton başına 8PS" kaidesi konulsun.
       3 - Yaşlı araçlar trafikten men edilsin.

Ampul parasını esirgeyenler

       Ya ampul parası vermemek için gece far yakmayarak hayatını ve milyarlık malını tehlikeye atan geri zekalı kamyon şoförlerine ne demeli?
       Ön farlara yeşil folyo takarak havalı olduklarını sananlar, kaç vatlık ışıktan mahrum kaldıklarını biliyorlar mı? Sola dönüş sinyali yakan kamyon, çoğunlukla arkasındakine "yol serbest, geçebilirsin" demektedir. Bu, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir alışkanlıktır.

Bull bar magandaları

       Son zamanlarda özellikle van ve minibüslerin önüne "bull bar" (ön kısıma konulan kalın demir borular) takma modası çıktı. Bu araçlar, çarpma anında darbenin etkisini asgariye indirecek şekilde dizayn edilmiştir. Oysa öndeki bu kalın demir borular hem çarptığı araçta, hem de kabin içinde ölümcül yaralanmalara neden olmaktadır.
       Bu barların, sadece birkaç 100 bin liralık farları koruduğu da yalan. Çünkü araçların dizaynı gereği bu barlar ön göğüse monte edilemez, sadece alttan şasiye bağlanabilir. Avrupa'da ancak off - road yapacaklar, özel izinle bu barları takabilirler, şehir içinde dolaşmaları yasaktır.

Direksiyon topuzu, bilek kırar mı?

       Kamyon şoförleri nedense forkliftlerde olduğu gibi bir topuzu direksiyonlarına takmayı pek severler. Bu tamamen yanlış ve dış ülkelerde yasaktır. Çünkü sert bir manevra sırasında direksiyon, kendini toplama özelliğini yitirir. Bu arada topuz hızla şoförün bileğine çarpar ve bileğin kırılmasına neden olur. Topuz, pek çok durumda sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesine neden olmaktadır.

Lastikler neden paramparça olur?

       Aşırı yük altında arka lastikler ısınır. Şoförler arada bir lastik havasını azaltırlar ve böylece fazla ısınan lastikteki basıncı alarak lastiğin patlamasını önlediklerini sanırlar.
       Bu görüş tamamen yanlıştır. Havası azalan lastik, körük gibi çalışır. Devamlı esneme yaparak ısının daha da artmasına neden olur. O yüzden gümleme yapar. Karayollarında paramparça olmuş pek çok lastik görülmesinin nedeni budur. Çıkma ve kaplama lastik, taşıma kapasitesini en az yüzde 50 kaybeder. Bir de korkmadan 40 ton atılırsa olacakları varın siz düşünün."




Bu yazıyı kesip duvarınıza asın. Sizler de çözüm yolları, yeni öneriler getirin. 4 mayısta başlayacak Trafik Haftası'nın ilk gününde hiçbir trafik kuralını ihlal etmemeye hazırlanın. Arkadaşlarınıza da bu bilgiyi iletin. Sokaklarda birbirimizi öldürmemize son vermek istiyorsanız, suçu trafik canavarında ya da sarhoş şoförde değil, onların caddelerimizde cirit atmasını engelleyemeyen, hatta kimi zaman teşvik eden toplumsal bilinç eksikliğimizde arayın.
       Bugüne kadar ne bir dernek yöneticiliği yaptım, ne de herhangi bir partinin üyesi oldum. Anlayacağınız örgütsel faaliyetler, hayat boyu ilgimi çekmedi. Toplumu harekete geçirmek konusunda da pek deneyim sahibi sayılmam.
       Hal böyleyken nasıl olduysa oldu ve ben kendimi trafik kampanyası başlatmış olarak buluverdim.
       Yazı İşleri Müdürümüz Eren Güvener'in gencecik oğlunun trafik kazasında ölmesi üzerine köşemde yazdığım bir yazı ve bu yazı üzerine okurlarımızdan telefon, faks ve e - postayla gelen akıl almaz destek bombardımanı sonucu Tüketici Gözüyle köşemizde yayınlanan yazılar bizleri de peşinden sürükleyerek kampanyaya dönüşüverdi.
       Bugün 26 nisan. Kampanyanın başlangıcından bu yana 1,5 ay geçmiş. Ben bu süre içine bir de Amerika'da göz ameliyatını sığdırıverdim.
       Döndüm baktım ki okurlarımızın konuya ilgileri hala sıcak. Ayrıca gazetemiz de konuya sahip çıkmış. "Hayatı Sollama" başlığıyla onlar da ayrı bir kampanya başlatmışlar. Bu arada diğer gazetelerde de trafik kazalarıyla ilgili haberler, kan - revan yerine okurlarını uyaran eğitici bir biçimde yer almış. (Onlara ayrıca değineceğim.)
       Bugünkü yazıda ben gerek yurtiçi, gerekse gazetemizi İnternet aracılığıyla izleyen yurtdışındaki okurlarımızdan gelen ve 1,5 ay süresince köşemizde yer alan öneri, saptama ve uyarıları -yerimiz elverdiği ölçüde- topluca gözlerinizin önüne sermeye çalışacağım.
       Topluca önümüzde dursun ki içimizden biri ya da yetkili bir merci bir sıçrama yapabilsin, bir adım öteye gidebilsin. Yeni düzenlemeler için bir ilk çıkış noktası oluşturabilsin.
       Yetkili - yetkisiz ağızdan binlerce görüşü dinleyip okuduktan sonra çalışma arkadaşlarımla birlikte benim vardığım sonç şu: Suçluyu başka yerde aramak yanlış. Bu trafiği, sihirli görünmez eller değil, biz trafiğin içindekiler düzeltebiliriz. Dolayısıyla trafik canavarı falan da yaratmayalım. Aslında trafik canavarı bizleriz.
       İşte bu bağlamda köşemize ulaşan öneriler:
       * Kimsenin ayıp saymadığı ve birbirinin gözünün içine baka baka yaptığı kural ihlalleri, "toplumsal ayıp" ilan edilsin.
       * Trafik kazalarına karşı toplumsal dayanışma oluşturmak için Susurluk'a karşı başarılı bir eylem olan "Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık" eylemine benzer bir sivil girişim başlatılsın.
       * "Başkası yaparsa ben de yaparım mantığı" yerine "başkası yapsa da ben yapmıyorum" anlayışı yerleştirilsin.
       Trafik sorununu ancak sivil toplum bilincinin çözebileceğine ilişkin bu önerilerin ardından okurlarımızın hemen hepsinin mutabık olduğu bir noktanın altını çizmek istiyorum:
       * Türkiye'de bir kişinin ehliyetinin olması, o kişinin araba kullanmayı bildiği anlamına gelmiyor. Ehliyet neredeyse araba sahibi olmadan önce yerine getirilmesi gereken bir formaliteye indirgenmiş durumda.
       * Bu saptamanın ardından tabii çok yerinde ve yetkililerin dikkate almasını beklediğimiz, özellikle de ehliyet kurslarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili öneriler geliyor:
       - Direksiyon sınavları, Amerika ya da İngiltere'de olduğu gibi sürücü adayı şehir içi trafiğinde denenerek yapılsın ve ehliyet, trafikteki hakimiyeti iyice sınandıktan sonra verilsin.
       - Kaza yapan kadar ona ehliyeti veren sürücü kursu da sorumlu tutulsun. İcabında hakkında dava açılıp yargılanabilsin.
       - Ehliyeti özel sürücü kursları değil, ya bilirkişilerden oluşan bir heyet ya da eskiden olduğu gibi yine Emniyet versin.
       - Sınav komisyonlarının daha ciddi çalışmasını sağlamak için sürücü belgesine komisyonun adı da yazılmalı ki gerektiğinde geri dönülüp hesap sorulabilsin.
       - Hayatında bir kamyona bile oturmamış öğretmenler, sınav komitesinde ağır vasıta ehliyeti veriyor. Hiç değilse ağır vasıta ehliyetleri Milli Eğitim'de kurulacak özel bir birim tarafından verilsin.
       - Ehliyetlerin tümü iptal edilsin ve herkes yeniden sınava girsin.
       - Her 3 yılda bir yurt çapında ÖSYM benzeri çok ciddi bir ehliyet sınavı yapılsın ve bu sınava tüm ehliyet sahiplerinin katılması zorunlu kılınsın. Aradaki süre içinde şeker, kalp, yaşlılık v.s. nedenlerle direksiyon hakimiyetini kaybetmiş olanların ehliyeti iptal edilsin.
       * Sürücülere ilk ehliyet verilirken zeka testi ve zaman zaman da psikolojik test yapılması gereği de, okurlarımızın sıklıkla dikkat çektikleri bir husus:
       - Özelllikle TIR, kamyon, tanker gibi ağır vasıtaları kullanacak sürücüler, Türkiye şartlarına uygun psikolojik testlerden geçirilsin. Gerekirse zeka testi de uygulansın.
       * Trafik suçlularının ülkemizde neredeyse hiç ceza görmediği konusunda görüş birliği hakim. Bizdekine oranla çok az trafik kazalarının olduğu Batı ülkelerinde bile yerine göre kasıtlı suç sayılan trafik kazalarının, gerektiğinde bizde de ciddi suç sayılabilmesine yönelik yasal düzenlemenin yapılması da ısrarla isteniyor:
       - Yasalarımızda, trafik kazalarının "kasıtsız suç" sayılmasına ilişkin madde mutlaka ve zaman yitirilmeden gözden geçirilsin. Trafik kuralları ağır biçimde ihlal edildiğinde kasti suç sayılsın.
       - Trafik kampanyamıza katılan Adalet Bakanı Sungurlu, okurlarımızın da sıklıkla rahatsızlık duyduklarını belirttikleri trafik kazalarının "taksirli suç" sayılmasına ilişkin uygulamaya açıklık getirdi. TBMM'ye gönderilmek üzere olan yeni Ceza Yasası tasarısında trafik suçlarının bundan böyle "bilinçli taksir" yani "kasıtsız ama bilinçli suç" sayılacağının ve dolayısıyla cezaların artacağının ve de paraya çevrilemeyeceğinin müjdesini Sungurlu'dan aldık.
       - Alkollü araç kullanan ya da 8/8 hatalı olan ve ölüme sebebiyet veren sürücü için hapis, ehliyetin iptal edilmesi gibi ağır cezalar uygulansın. (Akıl hastanesine gönderilsin diyenler bile var)
       - Denetimde alkollü çıkan sürücü 48 saat nezarette tutulsun ve en az 15 gün hapis yatsın. Bu ceza paraya çevrilemesin.
       - Sürücüler yasal alkol üst sınırını ayarlayamıyorlar. Bu üst sınır kaldırılsın.
       * Trafik polisleriyle ilgili görüş ve önerilerde ise farklılıklar dikkati çekiyor. Okurlarımızın bir bölümü, sorunun çözümü için trafik polislerinin eğitimini ve yüksek ücret almalarını önkoşul olarak görürken, bir diğer bölümü neredeyse tüm kazaların sorumluluğunu rüşvet yiyen trafik polislerine yıkma eğiliminde:
       - Trafik polisleri de sürücü kurslarındaki öğretmenler de 15 günlük meslek içi eğitimle yetiştiriliyor. Bunun önüne geçilsin.
       - Trafik polisleri de zaman zaman zeka ve kişilik testlerine tabi tutulsun. Ayrıca yetenek ve trafik kuralları hakkındaki bilgisinin güncelliği de ölçülsün.
       - Trafikte rüşvetin önüne geçilebilse, kazalar da büyük ölçüde azalır. Rüşvet karşılığı suçluyu suçsuz hale getiren trafik polisleri bile var.
       - Polis mesaisinin büyük kısmını yasak yere park eden araçları çekmeye ve ceza kesmeye ayırıyor. Hız sınırını aşanlarla ise pek ilgilenmiyor. Oysa kazaları park eden araçlar değil, hızlı gidenler yapıyor.
       - Polis Kolejlerinde trafik için özel birim kurulsun.
       - Üniversite mezunu, askerliğini trafik polisi olarak yapsın. Asker trafikçiler çevreleri ile yüz göz olmadan, kimseye ayrıcalık yapmadan, adaletten ayrılmadan trafik dünyasına önemli katkıda bulunabilirler.
       - Trafik polislerinin hem iş yükünü hafifletmek, hem de bir anlamda düzgün çalışmalarını denetlemek amacıyla oluşturulan "Gönüllü Trafik Müfettişliği" uygulaması yaygınlaştırılsın.
       - Kampanyamıza katkıda bulunan Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican, Trafik Hizmetleri Başkanlı'ğı bünyesinde oluşturulan Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulu, Fahri Trafik Müfettişliği sistemi, Trafik Araştırma Merkezi ve kurulması düşünülen Karayolu Trafiği Polis Okulu hakkında oldukça ayrıntılı bilgi verdi.


       Ayrıca para cezalarının yükseltilmesinden, medya desteği ve televizyonlarda eğitici programlara, trafik kazalarının envanterinin çıkartılması gibi bilimsel çalışmalardan demiryolu ağının genişletilmesi gibi uzun vadeli önerilere bir başlık altında toplamamıza imkan olmayan görüşler de var:
       - Paramparça olmuş araçlar, "bu araçtan sağ çıkan olmadı" gibi ibret verici levhalarla görünür yerlerde teşhir edilsin.
       * Türkiye'de ölüme neden olmanın cezası 900 bin lira. En yüksek tazminat ise 100 milyon lirayı geçmiyor. Avrupa ülkelerinde maddi ve manevi tazminat rakamları Türkiye'de verilenin en az 100 katı. Bizde de para cezaları yükseltilsin.
       * Televizyonlar trafik konusunda eğitici ve ibret verici programlar yayınlasın. (Ama gece yarısından sonra değil.)
       * Hem karayollarının, hem de trafik kazalarının envanteri çıkarılsın. Karayollarındaki trafik işaretleri ve levhaları gözden geçirilsin.
       * Bu kadar araç yükünü bu yolların taşımayacağı malum. Demiryolları ve metroya ağırlık verilsin.
       * Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de büyük firmalar zaman zaman trafikle ilgili belli projelere sponsorluk görevini üstlensin.
       * Kamyon üretim standartları değiştirilirse, uzun yol kazaları azaltılabilir. Aşırı yüklenen ve motor gücü düşük olan kamyonlar yolu tıkadıkları için, arkadaki araçlar sollama ihtiyacı hissediyorlar. Tek gidiş - gelişli şehirlerarası yollarda kazalarının önemli bir bölümü, aslında kamyonların aşırı yavaş gitmelerinden kaynaklanıyor.

 

 

 

1980'den bu yana araç ve ehliyet sayısındaki artış

Yıllar

Araç Sayısı

Artış (%)

Ehliyet sayısı

Artış (%)

1980

1 684 019

6.6

2 619 554

5.8

1981

1 785 758

5.7

2 764 635

5.3

1982

1 887 878

5.4

2 897 771

4.6

1983

2 018 608

6.5

3 031 200

4.4

1984

2 186 515

7.7

3 198 492

5.2

1985

2 375 141

8.0

3 474 643

8.0

1986

2 653 715

10.5

3 835 279

9.4

1987

2 987 215

11.2

4 502 055

14.8

1988

3 313 005

9.9

4 919 156

8.5

1989

3 655 090

9.4

5 519 101

10.9

1990

4 091 888

10.7

6 235 196

11.5

1991

4 487 259

8.8

6 778 291

8.0

1992

5 055 968

11.3

7 465 559

9.2

1993

5 799 718

12.8

8 162 959

8.5

1994

6 228 016

6.9

8 794 743

7.8

1995

6 635 938

6.2

9 388 630

6.3

1996

7 109 926

6.7

10 242 628

8.3

1997

7 776 394

8.6

11 297 235

9.3

 

07/04-10/05 98.